11 Ekim 2020

Evcil Hayvanlar ve Çevre

Yeni eğitim öğretim yılında Tarihi Coğrafya adlı bir ders alıyorum. Çok eğlenceli, öğretici ve sorgulatıcı bir ders. Bu ders kapsamında geçen hafta çevre tarihi üzerine okumalar yapmaya başladık. Aslında iç içe olduğumuz ama bir o kadar da göz ardı ettiğimiz bir konuymuş bu çevre tarihi, okudukça fark ettim. Bugün de gözüme bu konuyla ilgili bir haber çarptı. 

Edinburgh Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmanın sonucuna göre kullandığımız evcil hayvan mamaları çevre açısından oldukça tahrip ediciymiş. Öyle ki bu sektörün karbon ayak izi ve doğaya saldığı sera gazı miktarı Filipinler ve Mozambik gibi bazı ülkelerin salınımından daha fazlaymış! Kuru mama üretimindeki yıllık sera gazı salınımı miktarı -sıkı durun- 106 milyon ton karbondioksitmiş! Bu arada bu, sadece kuru mama üzerinden yapılan bir araştırma! Bunun daha yaş maması, stickleri, vitaminleri, maltları bir sürü ürünü var, siz düşünün!


Bugün bu araştırmayı okuyunca insanlar olarak ne kadar kötü varlıklarız bir kere daha fark etmiş oldum. Canlılara doğal bir yaşam alanı bırakmadık. Onları sokaklarda, caddelerde, parklarda ; seste, gürültüde, kaosta yaşamak zorunda bıraktık. Sonra da kıyamadık, evlerimize aldık. Zaten bozduğumuz düzeni bir kere daha bozduk. Arkadaş olan kedi-köpek videolarını izeyip ''ayyy şu tatlılığa bakkk'' diyoruz, gözlerimizden kalpler fışkırtıyoruz. Peki ne kadar normal bu? Kediyle köpeğin arkadaş olduğu bu vakte kadar nerede görülmüş duyulmuş? Bu da doğaya verdiğimiz tahribatın bir sonucu değil mi?

Düzeni değiştiremiyoruz, yavrulara doğal bir yaşam alanı sunamıyoruz ama sokaklarda caddelerde tek başlarına var olamayacaklarını da biliyoruz. Bu yüzden elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık, evlerimizin kapılarını onlara açmaya başladık. Onlara elimizden gelen en iyi bakımı sunduk. Sevgimizin yanında en iyi mamaları, en iyi destekleyicileri, en iyi oyuncakları aldık. Yine doğanın düzenini bozduk. Bu da yetmezmiş gibi farkında olmadan çevreye daha büyük bir tahribata sebep olduk. Yıllık 106 milyon ton karbondioksit ne demek? Bu kirli havayı temizleyecek, karbondioksiti dengeleyecek ormanlarımız yok!


Araştırmaya devam edecek olursak, Avrupa ve Amerika'da kullanılan yaklaşık 300 kuru mama markası incelenmiş. Mamaların yaklaşık yarısının mısır, pirinç ya da buğday gibi tahıllardan oluştuğu, kalanının da et, balık, tavuk gibi hayvan ürünleri içerdiği belirlenmiş. Ve ortaya şöyle bir sonuç çıkmış:
Diğer evcil hayvanları hesaba katmadan, sadece kedi ve köpekler için üretilen kuru mamalar için her yıl kabaca 49 milyon hektarlık (490 bin kilometre kare) tarım alanı kullanılıyormuş. Yani neredeyse İç Anadolu Bölgesi’nin 3 katı, Türkiye’nin de üçte ikisi büyüklüğünde tarım arazisi kullanılıyormuş!

Bu daha önce yapılmamış bir araştırma. Araştırmayı yürüten isimlerden, Edinburgh Üniversitesi Yer Bilimleri Fakültesi ile Tarım ve Yiyecek Güvenliği Küresel Akademisi’nden Dr. Peter Alexander şunları söylüyor: 

''Bu öncesinde görmezden gelinen bir başlıktı ancak gösterdik ki evcil hayvanların ve bunların beslenme biçimlerinin, iklim değişikliğini ve biyoçeşitlilik düşüşünü yavaşlatmaya çalışan diğer eylemlerle birlikte ele alınması gerekiyor.''

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kaynak : Independent Türkçe


ClientmojiKarbon Ayak İzi : Bir mal bize gelirken doğaya bıraktığı kir. Örneğin muzu ele alalım. Bilindiği gibi muz tropikal bir meyve ve bizim tükettiğimiz muzların çoğu da ithal olarak tropikal bölgelerden geliyor. Bu sebeple muzun karbon ayak izi oldukça fazladır.  Çünkü muz üretirken ve üretildiği yerden tüketildiği yere taşınırken harcanan karbondioksit oldukça fazla.  

devamını oku

4 Ekim 2020

Ben Bu Vakte Kadar Neredeydim?

Buradaydım. Üniversite son sınıfa geçtim. Sosyolojiden çift anadala başladım. İşe girdim. Dergide yazmaya başladım. Saçımı uzattım. Griye boyattım. Kedi sahiplendim. Babannemi kaybettim. Acısıyla tatlısıyla yaşamaya devam ettim. Tüm bunlar olurken aptalın teki yüzünden blog yazmayı bıraktım. Ama gördüğünüz gibi burdayım. Yaşamaya devam ediyorum. Yaşamaya devam ettikçe yazmaya da devam edeceğim. Burda ya da başka bir yerde. Kendi adımla ya da takma bir adla...


Peki bunca zaman blogum neden kapalıydı? Neden geri döndüm? Eski yazılarım nereye gitti?

Blogumdaki yazıları kaldırmaya kıyamadığım için blogu kapattım. Özel okuyuculara açtım ama kimseyi eklemedim listeye. Yani yaklaşık 2 yıldır blogum kapalıydı ve yazı yazmıyordum. Ancak geri dönmeye karar verdim. Çünkü ne instagramda ne twitterda ne dergide ne de başka bir yerde içimi bu kadar iyi dökemiyorum. Birbirinden farklı ve özel onlarca yüzlerce insana buradan başka bir yerde hitap edemiyorum. Ben de o yüzden geri döndüm. Döndüm, ama bambaşka biri olarak. O eski geveze, çok konuşan, fanatik, karamsar kız artık çok derinlerde bir yerde. Burada, karşınızda duran ise büyümüş, son sınıfa geçmiş, okumuş, çok bildiğini sanan ama az konuşan, insanlara ve hayvanlara daha duyarlı, hayata daha bağlı, daha sakin, daha oturaklı, daha eleştirel bir kadın.


Geçen sürede hayatıma giren onlarca güzel şeyin yanında hayatımdan çekip giden bir sürü de insan oldu. Şimdi hepsi benim için sadece bir anı... Hala utanmadan beni takip eden stalkerlar, siz üzerinize alınmayın. Sizi bıraktığıma üzgün ya da pişman değilim, aksine mutluyum. Hatta sizi hayatımdan daha önce çıkarmadığım için pişmanım. Benim asıl kaybım, asıl üzüntüm babannem oldu. Koskoca babannem bile öldüyse artık bu dünyadaki her şey bana vız gelir tırs gider. Siz efendim, siz de bana vız gelmiştiniz, tırs gittiniz zaten. (göndermeli içerik, bom)

Ahhh.. öyle işte dostlar. Artık boş boş konuşup bugün şunu yaptım bunu yaptım diye anlatıp özgüvensiz aptallara bilgi vereceğime blogu daha yararlı işler için kullanmaya karar verdim. Bu yüzden eski yazılarımı arşivledim. Artık yaşadıklarımı değil; bildiklerimi, gördüklerimi ve düşündüklerimi yazacağım. Umarım başarabilirim. 

Bütün o kötü günlerin geçmişte kalması ve gelecekte yolumuza çıkmaması dileğiyle...

Bitmoji Image

devamını oku

'Can'larımızı Koruma Günü

    Konuuyoruz duymuyorlar, protesto ediyoruz görmüyorlar, yazıyoruz okumuyorlar... Öyleyse kimseye deil sitemim, ben de kaderime küserim. Beni milattan sonra 21. yüzyılın Türkiye’sinde hayvansever bir kadın olarak yaatan kaderime... 

    Memlekette her gün yeni bir hadise! Bir gün kadına iddet, bir gün cinayet, bir gün tecavüz! Kadına, hayvana, çocua, kediye, köpee! Gerçekten yüreim kaldırmıyor artık bunları izlemeye. Bazen de açıyoruz haberleri, bir hayvan baka bir hayvanı parçalamış ama iin arkasında olan yine insan! Peki söyleyin, ne zaman bitecek bu zulümler, ne zaman! Kadınlar, çocuklar, hayvanlar, mazlumlar... Ne zaman huzur içinde yaayacaklar? Ne zaman hayalleri yarım kalmayacak? Söyleyin, ne zaman hayatları yarım kalmayacak?

    Azı dili olmayan, derdini anlatamayan, gerçi kimseyle de bir derdi olmayan canlılar hayvanlar. Ama insanolunun onlarla bile sorunu var! Ah bir kere tatsalar o hayvan sevgisini, anlamsız hayatlarında bir kere bir hayvanın sevgisine nail olsalar, o hayvanı bir kere doktora götürüp aı vurulurken onun da canının yandıını görseler, gök gürültüsünden onun da korktuunu anlasalar, onun da bir CAN taıdıını anlasalar ve o ‘can’a can olsalar... O zaman bu kadar kolay olur muydu zulmetmek?

Benim kız. Asya.

    Zor arkadalar gerçekten zor. Kadın olmak, çocuk olmak, hayvan olmak, güçsüz olmak, bitki olmak... Bir de bunların hepsini Türkiye’de olmak... Tarihçi olmak tarihi yazmak istiyorum ama yarın yaayacaımın garantisi yok. Ben de öldürülürüm benim yazmam gereken tarih beni yazar; kadın cinayetleri aratırmasında bir sayı olarak... 2020'nin ilk 10 ayı içinde öldürülen yüzlerce kadından biri olarak... Geride bırakacaım hayallerim, hedeflerim, umutlarım elbet olur ama bunlardan öte geride bırakacaım bir ailem ve azı dili olmayan kedim kalır. Ben olmasam kim sahip çıkar, kim benim gibi bakar? Hayvana tecavüzün cezasız kaldıı bu ülkede nasıl huzur içinde uyurum?

    Daha en temel hak olan yaama hakkını bile salayamıyoruz onlara. Sokaklar ve barınaklar hala bizleri kurtarın diye baıran canlarla dolu. Nerden mi biliyorum öyle dediklerini? Hayır hayır, henüz yaam artlarım beni hayvanlarla konuacak kadar delirtmedi. Sadece anlayabiliyorum; barınaktaki bir köpekle göz göze geldiimden beri...

    4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma günü. Barış Manço bir arkısında soruyor; pamuk elli ninem nerde, gül yanaklı anam nerde, pembe beyaz bacım nerde... O zaman ben de soruyorum, hayvan hakları nerde? Koruma nerde? Tedbir nerde? Önlem nerde? En önemlisi, hayvanları artık CAN sayacak olan Hayvan Hakları Yasası nerde?

devamını oku